31 Ağustos 2013 Cumartesi

Sekizinci Ay

İstemli yalnızlık yalınlıktır bir nevi, 3 gününü ardına dek açık perdelerle geçirdiğim, 3 gecesini berime dek çektiğim penceremden ötürü ılık esintilerle devirdiğim yalınlık... Güneş battıktan sonra renkli batı ufkunda salınan güzelliğin gezegenine yaptığım serenat, özendiğimin mesajını iletiyordu ona. Duyar mıydı acaba onu?
-Duymazdı.
-Nerden biliyorsun belki duyuyordur?
-Çünkü onların duymaya özelleşmiş bir yapısı yok.
Tanıdık geliyor belleğin taze kesimlerinden çıkma şu diyalog. Esiyor yüzüme gerçekleşmek bilmediğinin farkına varınca. Büyüyor ve yakıyor yüzüme çarpan her bir toz parçasında. İki kez ayrı yönlere çevrilmiş yüzler, bir kez daha aynı şeyleri gerçekleştirmeyi kabul edebilir mi? İlk zamanlardaki gibi bir heyecanla? Değersizliğin üzerine yüksel...

Yenilenmeye çalıştım, üzerlerimize biriken tozlar kıpırdanmayı bile engelliyordu. Baktım güzelliğin gezegenine, parmaklarımın altında Trust, silkinmeyi simgelercesine kazıyordum klavyesini gitarımın, derin vibratolarla duygularımı daha iyi yansıttığımı hissediyordum. Diğerleri gibi değildi güzelliğin gezegeni, içinde birikenleri çatlaklardan sızdırarak boşaltmıyordu enerjisini, tüm kabuğuyla birlikte patlıyor, 0'dan yenilenerek başlıyordu yaşamına. Yılların eskinliğiyle içimi karartan her şeyi derinlerimdeki karadeliğe yollamak istedim, orada bilgi kayboluyor muydu ki? Geriye pek bi şey kalmadı, sade bir anagram, herkesin konumu netleşmiş iken... Hiyerarşi yoktu, evrim ağacının dalları gibi hayatta kalabilen herkes girinti çıkıntılarımla uyumlu bir biçimde bana bağlanan bir yapboz parçasıydı sadece. Kimiyle nöron ağları kadar yoğun örülmüşken ağlarımız, kimiyle de tek bir dal üzerinden sağlam kılmaya çalıştığımız çelik bağlarımız. Kalpler değişirdi ve de, üzerlerine serptiğim kasım yağmuru dinerdi er geç, benim başımda daim kalırdı hep 9. bulut. Kendime sonuna dek eşlik edebilecek tek şey yalnızca kendim, çünkü bedenim benliğimden ayrı değil, benlik bedeni terkedebilecek bir ruh değil, onla var oldum ve onla toprağa bağışlayacağım kendimi. Karanlıkta bir ışık var mı? Bu yolun bir sonu var mı? Tüm düşlerimi sindirecek olan da yine birkaç çürükçül bakteri.

İlerledi günler, bir beyaz cüce olarak katıldı kervana, perseidlerin en yoğun vakit diliminde bir göktaşı kaydı göğü yararcasına, kaldı izi, kalbimde bıraktıklarının simgesi sanki, yılların katmanına gömülse de, tıpkı nefretin yüzünü eşelediğimde çıkan masmavi sular gibi ara ara düşlerime musallat olacağına eminim. Ölmediğin sürece, ölmediğim sürece bir umut var hala, tetikleyeni ne olacak acaba?

İçten bir geceydi, paramparça evlerin arasında ışık kirliliğinden arınmış gökyüzünün, çocukların kabuslarına musallat olduğu geceden yaşam kadar uzun bir süre sonra, endişelerim seyrelmişti sanki onun yanında. Tanık olsun tarih bu adımın batının kumsallarında bıraktığı ayak izine, yüzündeki tatlılığı masumiyetinin kişiliğine serptiği şekerlerden edindiği belliydi. Dipten edindiğim itme kuvveti görüş alanımı arttırmıştı, kalabalıktaki yalnızlığa karşı teklikteki yalınlığı öne sürüyordum. Bir nefes daha geliyordu dökülen yaprakların bana hayat verdiği sıcak sonbaharın öncesinde.

Son gününde değiştirdim kararımı, yıllanmış deneyimler örterdi diye düşündüm stresin bedenlerini. Keyifsiz bu su kütlesi, vasat şu kumlara biçtiğim beklentiler. Tanrı'yla sohbetin yıldönümünde tekerrür etti ıssızlık bu kez kuzeyde. Kepçenin sapı Arcturus'u işaret ediyordu, yavaş yavaş dalarken suya, bu kez karşımda beni duyabileceğine güvenim yoktu. Yaz Üçgeni'nin altında pek bir deistçe monolog... Yanıma oturan silüetler peşimi bırakmıyordu, pek bir gerçekçiydi, bir şeyi hayal ettiğimde onu çoğu zaman gerçekten yaşamış gibi davranıyordum. Bir daha eskisi gibi olmuyordu asla gözlerimde. Yine şu gökkuşağı hikayesi; düşlerimde sarılarak uyurken, benliklerimiz kaynaşırken, gerçeği ne kadar gidersem gideyim benden 42 derece uzaktaydı. Güneş ne kadar alçalırsa o kadar yüksekte görünüyordu, battığında birden yok olmasıydı en acıtan tarafı. Seni o kumsalda sağ yanıma yakıştırmıştım, ordaydın sen, çünkü öyle hayal etmiştim ben...

Öğretilmişlerin arasında ıpıssız, rüzgarlar buzdan nefesleri üflüyor, kıyamın sancılarında kıyamet kopuyor, yine de en karanlık saatlerimi ruhsuz merdivenleri ışığın notalarına boyayanlar süslüyor, bu gam yürüyüşü la minör gibi arızasız olsun düşlerimin oyuncusu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder