12 Eylül 2013 Perşembe

Paralel Evren Senfonisi

Uyanmakla sahiden uyanmak arasındaki zaman dilimini kardeşime sarılarak geçirmek en mutlu sabahlardan biriydi. Bağımlılığın ruhumu keskin kararlar gibi kestiği bir gecenin sonunda gelen uyku, her şeyi unutturup tertemiz bir sabah getirmeye hazırdı bana. Lütfu mudur nedir, gülümseten bir rüya bağışladı en derin vakit diliminde. Unutturmamak için de uyanmaya yakın bi anda gösterdi bana sanki. Biz çapulcular bölücüymüşüz, ülkeyi ikiye bölmeye çalışıyormuşuz, masamızdaki proje taslağına göre batı ve doğu ayrılacak, aradaki boşluğa sular dolacak ve böylece Ankara'ya deniz gelecekmiş. Atlamamıştı ayrıntıları bilinçaltım, anımsayacak olan var mı bu sahneyi?

Yılgındı bedenim günler boyu omzuma yüklediğim duyarlılıktan ötürü, anlayamıyorum şu yeryüzündeki en anlaşılmaz türü. Tepkimi sunmak için bekledim içimdeki devrimi, evriminin yettiği kadardı anlattıklarımın verimi. Çarpışmamış düşüncelerden doğan kaygı, güven eleğinde seyreliyor. Huzurun temeli saygı, cennetin ayak izlerini seyrediyor. Adım adım çıktığım katlarda buluşmam için insanlarla, basamaklar koymam gerekiyormuş onlar için de. Beklentilerimi ne yöne koymalıyım? Güneş öğlesine çıkıverdiğinde zihnimden dökülen mırıldanmalar: "Uyumsuzluğun portresi, hazırsan birlikte ışıyabilirmişiz ancak." Bunu kimden öğrenmiştim?

Dönen gezegenimiz, Güneş'i ikindisine yerleştirdi. Her zamanki gibi kulaklığımı takar takmaz geçtim paralel evrene, hayal avcılığına soyundum yine. İlk olarak Death'in doğu çeşnili duygusal melodilerini hapsettim ağıma. İlerledim biraz daha, atladım kozmik denize, topladım tapping incilerini boş gezegenlerin derinliklerinde . Çıktım sudan, Necrophagist adasında, haykırıyorum: "Görmedim ben böyle şey hayatımda." Bitkin düştüm hızdan artık, daldım uykuya. Rüyamda bir tiyatro sahneleniyordu, "Sonunda özgürüm!" diye haykırıyordu birleri sis bulutlarının ardında. Gök gürlemeye başlamıştı, piyano sesleri duyuluyor karanlık bir akşamda. İçine çekti çığlıklar, rüzgarın keskinliği gerçeklikten farksız kılıyordu izlediklerimi. Her bir notası benim sahnelerimle eşleşmek için bestelenmiş, beni bu dünyadan koparmak için özel tasarlanmıştı sanki. Sonlar böyle görkemli olmak mı zorunda her insanın düşlerinde? Ölümü ancak zirvede hak edilecek bir şey olarak görürüz, vasatı tutturmaya çabaladığımız şu yaşamlarımızda aniden beliren sonsuz karanlık akılalmazdır, sorarız var mıdır ikinci şansımız? Tanrı bilip de saklıyorsa ne önemi var ki onun bizim nazarımızda? Sona yaklaştığımı hissederken rüyamda, ani bir kesinti: "Aç gözlerini!" "Aaah!" Öldüğünü hissettiğin anda karşına bir melek çıksa ona Azrail mi derdin? Children of Bodom dememiş miydi melekler öldürmez diye? Peki ya İsrafil surdan Symphony of Destruction'ı üflediğinde ne hissederdin? Apocalyptica mahşerin fon müziği olmuşken, gözünde dirilişin sahneleri canlanırken, ölüme mi lanet okurdun yoksa sonsözün asla söylenmediğini görünce minnet mi duyardın evreni yöneten şeye? Döngü vardır My Arms Your Hearse gezegeninde, her şarkının son cümlesi sıradaki şarkının adıdır, son şarkı da son sözünde ilksözü işaret eder. Şu sınırlı olmayan evrende küredir sonsuzluğun sırrı. Ne kadar ileri yürürsen yürü, sonuna ulaşmazsın asla. Gözümde canlandı yine, geldi bu geceye. Bu kez kulağımda Trust , sözleri eşlik ediyor yüreğime: "Tears filled my eyes as we said our last goodbyes. This sad scene replays of you walking away." Bir nakaratlık süre geçtikten sonra yine düşlerime sesleniyor Dave, "She repeats let's be friends, I smile and say yes", geliyor sırada boşluğa düşmüş bir adamın ruh haliyle: "How could this be happening to me? ... Trust hurts, why does trust equal suffering?" Akustik kısmın ardından hiçbir şey eskisi gibi değildir, tüm duyguları yaşayarak tüketmiş de hissizliği ona hak görmüş gibi dinlerim ıssız son nakaratı. Bu hikaye hep tökezlemeye mi mahkum? Neden önümüzdeki engeller buzdağı misali tıkıyor düşlerimizi? Tırmalayıcı hasret çığlıkları karanlık ruhların tırnaklarında boğulmuş durumda. Ruhlarımızın bu evrende birleşemeyeceğini öğrendiğimde ağlamıştım sana adadığım Promises eşliğinde. Kavuşmayı cennete ötelemek ne umutsuz bir duyguydu... Ona uzanan merdivenleri gökkuşağına boyamak isterdim senle, kucaklaşmak istiyorum o renklerle. Derinlerde neler yatar bir bilseniz? Kalbe her gömülen kendi boşluğunu yaratır ve her ne kadar mevkisini başkasına verseniz de asla dolmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder