Güneş öğlesinden aşağı kaymış masmavi gökyüzünde, yansıdığı masmavi denizle bütünleşip yok olmayı bekliyordu. Doğasında yüzen arayışlarında geçici bir süre aynı ağlara takılmış ve birbirlerine bulanmışlardı biri minik biri yaşlanmış sincaplar. Kısa süre içerisinde yırtılacak ve dünyanın iki ayrı ucuna savrulacaklardı, hızlı girdiklerinden kararlı bir yörüngeye oturamayan başarısız bir çift yıldız sistemi denemesi. Alev aleve tutuşmuşlardı en yakın konumlarında, en uzun geceyi yaşadı o an dünya. En sıcağından bir nefes, biraz da boğanından... Mutluluğun dibine dokunmak için yanlış bir zamandı kim bilir, kaygılar geleceğe bir sis örmüştü, griden bozma sabahın suçlamaları, göğüs kafesimi yırtıp kalbimi ayaklarımla çiğnemeye denk bir ödeşmeye inanıyordu. Ancak bir kez daha, bağlardan yoksun bir kaynaşma, asit yağmuru oldu deldi bedenimi, gözyaşları zamana yenik düştü onarmada. Bir gece ansızın anılarımı işgal edeceğini nerden bilebilirdim? Bellek ağacına kazımaya korktuğum şeylerin harf olup dökülmesi satır satır, bu da ne demek? Yörüngeden savrulmuşken, alevini daim kılamayıp kahverengi cüce olmuşken, hala ilkin izleri ilkin hislerin düşlerinde başrol oynuyor. Islak çikolata parçaları, zirveler en dipteydi, pembe fırça darbeleri gözlerimizin önünde, eşduyuma kurban biçare. Güneş mavi denizle mavi göğün birleştiği yerde bütünleşti ve yok oldu, ufukta beyaz bir kalıntı yalnızca. Yılların yıkanmışlığıyla, beynin arınmışlığıyla, anılar karşı karşıya, ölüm yok ya bize daha...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder