Yeryüzünde 180 derecededir görüş alanım, ferahtır nefesim herkese bakacak gücüm vardır gökyüzünde. Çukurların içine çöktükçe daralır yavaşça görüşüm. Battıkça sonsuz dipliğe, bir tek tepeden aydınlatan güneşten yüzün kalır ve görmem senden başkasını. Derinlerde bastırılan nefretle aynı düzeye geldiğimden, her şeyde görüyorum öfkeyi. Yoğunluğum artar da içinde boğulurum diye korkuyorum. Ellerin tutunduğu tek el tüm sahip olduğum. Yüklerim tüm bağları üzerine, tüm varlığı sende yaşamak istiyorum. Hiçbir duygu aynı anda bu kadar gizli ve bu kadar da açık olmamıştı. Ve hiçbir şey güvenin dikenli bağrına basılmamıştı böylesine. Uzaklaşacağın anlarda bu toprakta tatlı meyve ağaçları yükselmeye çabalayacak, zehirlenecek belki kök salmış saydam otların arasında. Bunları ancak sen görür ve koparabilirsin. Boğulmadan önce özünden gelen suya ihtiyacım var. Ruhun bir beden değil asla, fısıldadığım sözler de asla ruhun maskesine bürünmüş değil. Rüyalarım işaret ediyor sanki geleceği. Buna mahkum olmak zorunda mıyım bilmiyorum. Zaman hepimizin kabul etmesi gereken bir şey. Genlerimize ekilmiş en derin endişeler nelerdir? Amacın sahibini rahatsız ediyorum, hasat günü mükemmelin ifşası mıdır? Göremeyeceğime inanıyorum artık, cennetin ekranı soldu yavaşça ve hapsoldum ana. Sınırsızlığın anahtarını gömdüm derimin altına, sen yatkınsın bir tek bunu kazımaya, ancak aştıklarımızın adedince gizem de yüzüyor evrenin atmosferinde. Sis taneleri aramızda, aşınıyor cehennemin dibi, parmaklarımızın ucu değiyor ancak, eğil ve elimden tut, kurtar beni zenitteki gün ışığı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder