Yarılanmış Ay, günleri griye boğan bulutların ardında sessiz sedasız. Büyüyüp dolacak, dolunu geceye hükmedecek, yaşlılığında tan kızıllığına yaslanacak. Ölüm soluğu yeniaya üflenmiş bir can olacak, böylece yaşam döngüsünü tamamlayacak. Aramızdaki sislerden ötürü özdeşleştiremiyorum onu kendimle, yaralanmış Ay yeryüzünde. Neşesi durgun yüzünde, heyecan yok özünde. Evrenin sonu mu geldi, genişlemesi çekim kuvvetini yendi mi? Nedir bu düzensizlik, yörüngelerdeki savrukluk? Umutlarımızı gençken mi öldürdü bu rüzgar, yaşama tutunacak dallar birer birer erirken kaos kaplıyor içimi. Düzenle dansı şenlendirirdi içimi, bağımlısıydım kargaşanın, tüketti sanki yavaşça, musallat oldu evrenime, kemirirken içimi, gökkuşağım her gün bir ton daha karardı.
Soluğumuzu birbirimizinkine katardık, acılarımızı birlikte haykırmanın hafifliği daha en başından beri etkilemiş olmalı ki feryatlarımızı bile gülümsemeyle yayardık. Şimdi sıkıntıları pay edebilecek kelimelerim yok, anlam ifade etmiyor durağan zihnimde. En azından taşıyor parmaklarımdan, yeterince birikmeden, minnet duymalı mıyım buna?
Avuntu tokluğuna yaşıyorum hayatı, geleceğe ötelenmiş umutlarla bugünümü kandırarak. Birbirine iteliyorum günleri, dolduruyorum tünleri arayarak dünleri. Bun aldım bu gecenin menüsünden de, yavaşlıyor ve seyreliyor sözlerim. Derin eslerimi akustik gitarlar dolduruyor, akorlar yürüyor ürpertici bir orman patikasında, fısıltılar beni içine çekiyor, black metal çığlıklarının koynuna atıyorum kendimi bu kez. Ruhum arınıyor göklerin toplumu ağıtlar yakarken, melekler korosu tanrıya feryatlar ederken: Neden yüzüstü bıraktın bizi?
Uykuyu çekici bulacak kadar dindiğimi hissediyorum artık, bir gün daha eksildi yaşamımdan kimsesizce. Kuytularda kopar bu fırtınalar ve kuytularda diner yine. Sessiz çığlıklarım aşamaz gözden ıraklığın fanuslarını...
Soluğumuzu birbirimizinkine katardık, acılarımızı birlikte haykırmanın hafifliği daha en başından beri etkilemiş olmalı ki feryatlarımızı bile gülümsemeyle yayardık. Şimdi sıkıntıları pay edebilecek kelimelerim yok, anlam ifade etmiyor durağan zihnimde. En azından taşıyor parmaklarımdan, yeterince birikmeden, minnet duymalı mıyım buna?
Avuntu tokluğuna yaşıyorum hayatı, geleceğe ötelenmiş umutlarla bugünümü kandırarak. Birbirine iteliyorum günleri, dolduruyorum tünleri arayarak dünleri. Bun aldım bu gecenin menüsünden de, yavaşlıyor ve seyreliyor sözlerim. Derin eslerimi akustik gitarlar dolduruyor, akorlar yürüyor ürpertici bir orman patikasında, fısıltılar beni içine çekiyor, black metal çığlıklarının koynuna atıyorum kendimi bu kez. Ruhum arınıyor göklerin toplumu ağıtlar yakarken, melekler korosu tanrıya feryatlar ederken: Neden yüzüstü bıraktın bizi?
Uykuyu çekici bulacak kadar dindiğimi hissediyorum artık, bir gün daha eksildi yaşamımdan kimsesizce. Kuytularda kopar bu fırtınalar ve kuytularda diner yine. Sessiz çığlıklarım aşamaz gözden ıraklığın fanuslarını...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder