Donmuş gözler, nefesler ağırlaşmış.
Karanlık akla karayı bir eder
Gölgeyi asıl ışık var eder
Bilgisizlik cehaletten yeğdir
Merak bilmişlikten daha iyidir
Bir nefes istedim, bağrına bastı Tün Ormanı
Bir yıl daha yaşlanan ağaçlar yıprak
Süsleri terk etmiş, kalmamış hiç yaprak
Gök, gün ışığını saçarak göğermiş
Güz, adını verircesine güzel imiş
Arıyor gözler toprağın emdiği çamuru
Çağırıyor gözler meleklerin tuttuğu yağmuru
Bir damla istedim vermedi boza bulanmış bulut
Konuştu çisek cimrisi: "Bu senin duvarın"
Dedim ona "Tutuldum, bir ben mi varım?"
Dedi "Güneş'i istiyorsan kuzdan çekil"
Dedim "Ağla da yok ol pamuk şekil"
Yürüdüm öylece, tükendi Orkide Yolu
Olsa da anahtarım, kapılar uyumsuz kilitlerle dolu
Yitiken'i görmeyi diledim, devinmedi Demirkazık
Ne kadar da üzülmüştüm Güz Çiçeği solunca
Özgürdü gözyaşlarım gönlüm dolunca
Taşırarak arındırdım yüreğimi
Böyle buldum yaşamımın süreğini
Yeni yüzler bana ne getirir bilinmez
Güzel anılar bellekten asla silinmez
Uçmayı istedim birlikte, kimse vermedi kanadını
Geçti günler, göz göze geldim biriyle
Dedi "Görüşmemiştir Dev hiçbir diriyle"
Kalıplara hapsolmuştu herkes Türk ilinde
"Olur mu öyle şey?" dolanıyordu dilinde
Dedi "Şimdiyi mi yaşıyorsun hep sen?"
"Geçmişi ya da geleceği mi yaşayayım ben?"
Yıldızlarla olmayı isterdim ancak burda ışık kirliliği çoktu
Ve çıktım yola her şeyi göze alarak
Yürüdüm ilk göz ağrımı arzulayarak
Her şey yolunda gitti, karşımdaydı Dev
Dört yavrusu vardı, edinmişti göğü ev
Diyordu "Çocuklarım dolanıp durmayın başımda"
Kocaman da gözü vardı, gördüm ilk bu yaşımda
Güneş'ti benim ereğim, geceleyin çıkıyordu oysa?
Dev için gelen birkaç kişi daha vardı yanımda
Sönmelerini istemiyorum, yer etsinler bu anımda
Kim bilir belki onlar bin güneşten bir parça
Gerçekleşti düşlerim, yüzüme yapışan bin parça
Dört Mevsim'in yere inmiş hali tüne erdi
Uyku... Ve bilinç, ilk nefesini alan güne erdi
Gökkuşağını gördüm sanki oysa hava apaçıktı?
Ne de güzeldi, karardı ancak öğle olunca
Bun sardı içimi, dinmedi ta ki geceyi bulunca
Gökkuşağı tutulması mıydı bu, kapkara olmuştu
Yine o bulut mu örttü, Güneş kaybolmuştu
Günlerce sürdü bu, yük içimi bürüdü
Ne denli gitsem, bulut da benle yürüdü
Bulutu istedim, hesap sormak için...
"Güneş yolcusuydum ben, ama yine tutuldum"
"Desene sen: Kendim tarafından unutuldum"
"Evdeşlerim engel, kafestekiler de engel, sen de bir engelsin"
"Hiçbir şey yapmadan bekliyorsun ki rüzgar arkamdan gelsin"
"Ama güneşimin önümdesin hala, ne biçim meleksin?"
"İyiyi kötüyü sen seçersin, sen asıl eleksin"
Yanıt vermeyi denedim, susmadı da sürdürdü gürlemeyi
"Ben sana secde ederim bunu bilesin
Uyuşalım ki yola gelebilesin
Kaç gündür zikzaklarla boğuşmuyor musun?
Yenik düşüp öfkenle boğulmuyor musun?
Kendini bil kendini, budur en büyük utku
Doğru kullanırsan yol gösterir sana tutku"
Yıldırımla etti vedasını, ama vermedi henüz damlasını
Meyvelerin önüne, ok çizdim yazağıma
Güneşin limitini koydum varağıma
Bir tünbatımı, gözyaşı kana bulanmış
Birkaç it sürüsü şerefli toprağa sulanmış
Ölümüne aşık olan yirmidört cesur yürek
Kanıksanmış, nasıl dayanır buna yürek?
Dönüm noktası, aşık oldum o gün ölümüme...
Umutsuz gözleri bir çıkış noktası arıyordu
Güçsüzlük... Hepsini çaresizlik sarıyordu
Kimileri acı içerisinde sövüyordu özlerine
Öğrenilmiş çaresizlik, vurmuştu sözlerine
Oksijen hainleri hak eder ancak sövgüyü
Karartırsan gözü, verir kuşaklar övgüyü
Ateş çukurunda yaşamlar, tembellik hazırlıyor odunları
Sevimli tükürüklerle bezenmiş bir gözgü
Baktım gözlerime alkımım kendisine özgü
Derinliklerden fısıldıyor şeytan, kahpe
Yalan bu vaatler; sözler kara, süsler sahte
Nefse hitabeder başlar, böyle köreltir
Sen sevgiyi an Ay, ölü kalpleri o diriltir
İyi olmayı diledim, daha çok, sonuna dek...
Yaymak istedim, herkes bana kulak verdi
Çünkü kişioğlu hep ruhundakini dilerdi
İnsanlar iyi doğar, sonradan bastırılır
Kurbağa misali, bu düzene alıştırılır
Bir sorgulamanın izini diğeri izler
Çözüm bulamaz, kişi yine kendisini gizler
Yatma vaktiydi büyük bir gürültü koptu
Eşlik ederdi bana değme gece Akyıldız
Açtım pencereleri, olmuş her yer gündüz
Gözlerini kestim Güneş'in, dağılmıştı bulutlar
Parlıyordu gökkuşağı, yeşermişti umutlar
Kendim inşa etmiştim kuzu, kendim yıktım
Keşfettim kanatlarımı, tüllere çıktım
Kestirdim pamuklarda, ancak yıldızsız olmazdı
Kışın ulağıydı doğuda beliren Kızıldız
Ve bana ulaşan ilk kişi oldu Erendiz
Bağırdığım başıboş ve umutsuz yıldız
Alaran Dolunay'ın yavrusu Aydız
"Gel buraya, gökyüzü çok güzel" diyecektim
Duymadı sesimi, ben yine de bekleyecektim
Büyük Kare'yi aradım, görünmüyordu etrafta, özlemiştim
Ayak bastı Erendiz, Dört Mevsim'di mekanımız
Yaşamakla tükenmez, değerli bizim her anımız
Yaslandık bulutlara, üstünde biten çimlere
Gök bir palet, nasıl dalıp gitmezler bu imlere?
Dans etti kuş sürüleri, bir o, bir Ay ağladı
Cıvıltı senfonisi bir çağlayan gibi çağladı
Bir uçurtma gördük, yerdekilerin düşlerini yansıtan...
Dedi Erendiz: "Yalan sarmış gerçekleri ağına
Bir ağı gibi iner hepimizin kursağına
Neler doğru, neler yanlış nasıl bileceğim?
Geçmişine kazınmış bunlar, nasıl sileceğim?"
Dedim: "Unut tüm bildiklerini, sil geçmişini
Yeniden doğ, kendin öğren sıfırdan her şeyini"
"Ne biliyorsun?" "Hiçbir şey!" :)
Açtı, açıldı; böcül böcül oldu gözleri
Bir çocuğun merakı gibiydi sözleri
Sordu "Bu doğuda parlayan şey nedir?"
"İki kuşaklı, kırmızı gözlü bir Dev'dir
Bugün senin doğum günün, Dev sana hediyem olsun
Parla ve hiç sönme, dolananların çok olsun!"
Tuttu o an Dev, bırakmadı Koç'un boynuzlarını
Süreği geldi sözlerimin: "Güneş'e dön yüzünü
Ve kararlı ol, tutun Yer'e, bırakma özünü
Yeryüzündeki birçok yoksun gereniyor kenede
İhtiyaçları var, uzatacağımız kanada."
O kadar sağlamdı ki ipimiz, hiç kopmadık
Döndük Güneş'e, yansıyacak ışık topladık
Yolladık ışığı Aydız'a, ancak görmedi bizi
Vedalaştık; o gitti kumsala, bense Arkadaş'a
Geldi Beklenen, kapalıydı ancak, düştü iş başa
Heyecanlıydım; yırttım naylonu, kapağı açtım
Alt üst olmuştu tüm terslikler, bir kez daha şaştım
İlk kroşe, belli ki daha çok demir kırılacak
Ötesine geçelim diye denizler yarılacak
Daldım kağıttan okyanusa, üç boyutluydu
Biri parayı buldu, birleriyse ona taptı
Bağladılar gözlerini, herkes onu kıble yaptı
Çıktı biri, sandırdı kurtarıcı emsali
Musa'nın koyunlarını toplayan Samiri misali
Dedi "Ben sizin görmediklerinizi gördüm"
Yükseldi biri, battı diğeri; oldu kördüğüm
Donakaldı gözler, çaktı şimşekler
Konuştu siyah kalpli: "Önemli olan nicelik"
"Ey mumun dibindekiler, nerde kaldı nitelik?
Hayat paylaştıkça güzel, diye yazarsınız Feys'e
Ama paylaşmak bir butondan ibarettir niyeyse
Bilgi, sevgi, mutluluk, kişilik; işte enginlik
Yıkıyorum tabuları, budur asıl zenginlik"
Mırıldaşmalar geride: "Sevgi karın doyurmuyor"
Hırslının, hırsızın paletinde mavi bir boya
Doyumsuzluklarından doyamadılar doya doya
Bu boya uyuşturucudan başka bir şey değil, dinle
Gerçek mavi gökyüzündedir, kaynaşır o da denizle
Asiyim ben, ancak doğruları ağırlıyorum
Uzağım ben, hepinizden ayrılıyorum
Açıldı ufuk, parlıyordu Büyük Kare
Uykuya daldı Ay, neşeyle, alev alev yandı
Gün ışığı... Yine yeni bir yaşama uyandı
İple çekiyorum akşamı, Gümüş Ok beni bekler
Gerer tik, salar tak; her adım isteğimi pekler
Hıza aşık ayaklarım, kalabalığı yardım
İşte gözüktü Karanfil, tam vaktinde vardım
İki Dost'un arasında iki dost
Gökçekimine uydu yüzler, tertemiz sarılış
Aylanmış özlemler çarpıştı, aylıklara çağırış
Yürümeyi yeğledi, yar etmedi kimseye beni
Kuzeyi imledi, ayakları yönetti bedeni
Sonsuzluktan ödünç alınan birkaç küçük adım
Yaşadığımız güzellikler cennetten bir tadım
Döndü birden, yoksa onlar mıydı?
Döküldü dudaklarımdan sevginin meyveleri
Şaşırtsa da okuyla, dinmedi umut gelleri
Ödüle gidiyordu dönemeç, indim basamağı
Göründü İki Çiçek, bu bir kahve kaçamağı
Gülümseşti gözlerimiz, yollar birlenince
Parladı gökkuşağı, anılar dirlenince
Mut saçtı gökyüzü, kavuştu 4 yıldız
Beklerdi her gece Kutupyıldızı'nı Morçiçek
Paylaşırdı aktan saf duygularını Alçiçek
Dillendi içtenlik, simgeler sarıldı
Kurulduk yerlerimize, kağıtlar karıldı
Özümüze özgüydük, özge ve özgür
İnsan kendisi olabildiğince olur hür
Bu bir rüyaysa bile en gerçek yeri bu olmalı
Yad-ı hatıra, yoktu sözlerimizin ucu ufku
Derken elbirliğiyle bir kez daha geldi rıfkı
Musallatım benleydi, yaşlı kırmızı dede
Dedi "Arkandayım hep, varlığım seni mutlu ede"
Bine bir daha kattık, yeni bir mutluluk karesi
Biz ki gökyüzünün en renkli, en ışıltılı ailesi
Düşündüm hep, en güzel poz doğal olan değil midir?
Niçin hep aleyhimde ilerlersin ey zaman?
Bitişi gösteren ellerin vermez hiç aman
Niçin ben hiç beceremem ki şu vedaları?
Gün mutlaka gelir, çalar ayrılık sedaları
Ölümsüzlüğü istedim, ki zaten isteten oydu
Bunun için Tanrı ruhumuza sonsuzu koydu
Dua ettim, kabul etti. Ölümsüzdüm artık
Bırakılacak gibi değildi sevginin kolları
Adımızı koydum, onla gidiyorum yolları
Patladı hayat veren kurşunun ilk do notası
Artıyordu harareti, bitiyordu son kavgası
Titreşen tellerin uyumu anlamlıyordu hayatı
İki kulaklığın ucundaydı duyguların hasatı
Güneş'ten bir parça koparanları gördüm gökte, yürürken
Sıkladım adımlarımı, parladı gözüme uydu
Saf günışığıydı yansıyan, o da aynı yola uydu
Selam yolladım ışığın ardından gidenlere
Işık yılını bir saniyede kat edenlere
Göğün aşıklarına katıldım, güçlüydü hayalleri
Ayakları yerden kesecek gibiydi emelleri
Dev'in gözcüleri, gençlik ateşinin sözcüleri
Tertemizdi yürekleri, gönülleri fethetti
Işıdı Altimuray, arkalarından methetti
Her hafta oluyordu ayrı bir göktaşı yağmuru
Paylaştıkça artıyordu, yanıyordu bilginin nuru
Evrenin dokusunu çözen Saklı Levha okuru
Buluyordu karşıtında dağ oluşturan çukuru
Hayretim kitledi gözümü, açtı kalp ağzımı
Sanırdım yedi renge iye bir tek gökkuşağı
Ufkumu açtı binbir çeşit ışıkkuşağı
Aylası halesi, yalancı güneşi, aytacı
İncecik bulutlar üşüştü mü olurlar baştacı
Cümbüşün gözleri altında birliğin dairesi
Adladım: Amatör astronomi ailesi
Pencere buğulanıyor, damlalar toprağı boyuyor
Bu armağanı ıslanarak karşılamasam olmaz
Umut bir çiçektir, onu suladığın sürece solmaz
Uğrağımdır Orman, kokusu kendisine bağlıyor
Sevinirken bir yandan, göğe baktım bulut ağlıyor
Küçülüyordu gittikçe, anbean eriyordu
Gökyaşı'yla birlikte Gökyüzü'nü de veriyordu
Konuştu dilince, gökgürültüsü sandı diğerleri
"Anı anılır, anımsıyor musun bu anı?
An anlanır, anlamlanır görüyorsan yağanı."
"Bir bun öğleni, toprak yol üzerinde dolaştım
Koştum kaçabilmek için, ucuna dek ulaştım
Dökülmüş yaprakların çıtırtılarıyla mutlandım
Kurak toprak bir damla su görür diye umutlandım"
İşte o an anladım, an ılık bir kasım sabahıydı
"Sen gelecekteki kendinin canlandırdığı bir anısın
Beyin karşılaştırma yapar ki anı tanısın
Zaman mı beynimizde yolcu yoksa sen mi zamanda yolcusun
Gör artık gör şu öykünü yazan kalemi
Olmak zorunda olduğu şekilde olan alemi"
Karlı bir mart gündüzüne ayarlandı bilincim, söylenene göre uyandım
Açtım perdemi, Güneş yerdeki karları ışıtıyordu
Soluyan sabahı erkiyle yaşatıyordu
Saf maviydi gökyüzü, ötesindeki tozlardan doğmuştum
Çırpınan bulutu kendi suyunda boğmuştum
Elimde artık anın kalemi, yazacak durmadan
Adın öyküdür, yolun roman; Altimuray, adan!
Yırtılmaz bu kağıt, kesip atabilir misin onları beyninden?
En uç gezegende belirmişti gözüme Gökyüzü
Sonsuzluktu mavi düşleri, güzel kılmıştı güzü
Umutluydum sevgimden, gönül odumda kavruldu
Ne var ki hızlı girdiği kapıdan çabuk savruldu
Dinlemedi, neydi şu özüne benzetme kaygısı?
Aynı renklerin uyumunda saklıdır tözün saygısı
Varlığım benliğimdir, elimden alınırsa ölürüm
Duygu fırtınalarında yürüyordu Gökyaşı
Avcumda parladı sudan yıldız, yakşı etti kışı
Değme soluğu kök saldı toprağıma, kazıdı yüzünü
Her bir anı ölümsüz kılmak istedi gülüşünü
Tutuluduğumda tutulmuştum, yaşama tutunmuştuk
Dala tutunmaktansa bir ağaç olmuştuk
Her şey yolunda giderken, yıkılır mı temelden?
Gelgitlerde sürükleniyordu okyanus edasıyla
Umutlar geleceğeyken şaşırttı vedasıyla
Böyleydi işte kışım, şimdiyse dirilme zamanı
Kalem elimde, ama hiç unutmuyorum Yazan'ı
Düşünceler özde: Herkes ait olduğu yerdeydi
Ne olursa olsun gösterdiğim çabalara değdi
Aradım Erendiz'i: "Hadi uzaya çıkıyoruz"
Biddicikti Güneş uzayın kapkara deseninde
Meraklı Erendiz, kulağı benim sesimde
Dedim "Bugün senle bilardo oynayacağız
Bir vuruşla gezegeni evrene yayacağız"
Dizilmişlerdi art arda İlkinci, Çolpan, Yer, Kızıldız
Arkalarında da Dev, Halkalı, Tekerlek, Mavindiz
Aldı ıstakayı Erendiz, vurdu İlkinci'ye
Dağıldı ihtişam, her biri ayrı yerlere gitti
Uyumlandılar; kimi birbirini çekti, kimi itti
Pasparladı Kızıldız, oturdu karşıkonumuna
Batıda Dev'le Çolpan, geldi en yakın durumuna
Denizi depreşti Erendiz'in, kumsal kokuyordu
Kamaşan ikili, gözlerimi görkem dokuyordu
Daha da uzağa gittik "bilinen en büyük"e
Gökkuşağı tutulması mıydı bu, kapkara olmuştu
Yine o bulut mu örttü, Güneş kaybolmuştu
Günlerce sürdü bu, yük içimi bürüdü
Ne denli gitsem, bulut da benle yürüdü
Bulutu istedim, hesap sormak için...
"Güneş yolcusuydum ben, ama yine tutuldum"
"Desene sen: Kendim tarafından unutuldum"
"Evdeşlerim engel, kafestekiler de engel, sen de bir engelsin"
"Hiçbir şey yapmadan bekliyorsun ki rüzgar arkamdan gelsin"
"Ama güneşimin önümdesin hala, ne biçim meleksin?"
"İyiyi kötüyü sen seçersin, sen asıl eleksin"
Yanıt vermeyi denedim, susmadı da sürdürdü gürlemeyi
"Ben sana secde ederim bunu bilesin
Uyuşalım ki yola gelebilesin
Kaç gündür zikzaklarla boğuşmuyor musun?
Yenik düşüp öfkenle boğulmuyor musun?
Kendini bil kendini, budur en büyük utku
Doğru kullanırsan yol gösterir sana tutku"
Yıldırımla etti vedasını, ama vermedi henüz damlasını
Meyvelerin önüne, ok çizdim yazağıma
Güneşin limitini koydum varağıma
Bir tünbatımı, gözyaşı kana bulanmış
Birkaç it sürüsü şerefli toprağa sulanmış
Ölümüne aşık olan yirmidört cesur yürek
Kanıksanmış, nasıl dayanır buna yürek?
Dönüm noktası, aşık oldum o gün ölümüme...
Umutsuz gözleri bir çıkış noktası arıyordu
Güçsüzlük... Hepsini çaresizlik sarıyordu
Kimileri acı içerisinde sövüyordu özlerine
Öğrenilmiş çaresizlik, vurmuştu sözlerine
Oksijen hainleri hak eder ancak sövgüyü
Karartırsan gözü, verir kuşaklar övgüyü
Ateş çukurunda yaşamlar, tembellik hazırlıyor odunları
Sevimli tükürüklerle bezenmiş bir gözgü
Baktım gözlerime alkımım kendisine özgü
Derinliklerden fısıldıyor şeytan, kahpe
Yalan bu vaatler; sözler kara, süsler sahte
Nefse hitabeder başlar, böyle köreltir
Sen sevgiyi an Ay, ölü kalpleri o diriltir
İyi olmayı diledim, daha çok, sonuna dek...
Yaymak istedim, herkes bana kulak verdi
Çünkü kişioğlu hep ruhundakini dilerdi
İnsanlar iyi doğar, sonradan bastırılır
Kurbağa misali, bu düzene alıştırılır
Bir sorgulamanın izini diğeri izler
Çözüm bulamaz, kişi yine kendisini gizler
Yatma vaktiydi büyük bir gürültü koptu
Eşlik ederdi bana değme gece Akyıldız
Açtım pencereleri, olmuş her yer gündüz
Gözlerini kestim Güneş'in, dağılmıştı bulutlar
Parlıyordu gökkuşağı, yeşermişti umutlar
Kendim inşa etmiştim kuzu, kendim yıktım
Keşfettim kanatlarımı, tüllere çıktım
Kestirdim pamuklarda, ancak yıldızsız olmazdı
Kışın ulağıydı doğuda beliren Kızıldız
Ve bana ulaşan ilk kişi oldu Erendiz
Bağırdığım başıboş ve umutsuz yıldız
Alaran Dolunay'ın yavrusu Aydız
"Gel buraya, gökyüzü çok güzel" diyecektim
Duymadı sesimi, ben yine de bekleyecektim
Büyük Kare'yi aradım, görünmüyordu etrafta, özlemiştim
Ayak bastı Erendiz, Dört Mevsim'di mekanımız
Yaşamakla tükenmez, değerli bizim her anımız
Yaslandık bulutlara, üstünde biten çimlere
Gök bir palet, nasıl dalıp gitmezler bu imlere?
Dans etti kuş sürüleri, bir o, bir Ay ağladı
Cıvıltı senfonisi bir çağlayan gibi çağladı
Bir uçurtma gördük, yerdekilerin düşlerini yansıtan...
Dedi Erendiz: "Yalan sarmış gerçekleri ağına
Bir ağı gibi iner hepimizin kursağına
Neler doğru, neler yanlış nasıl bileceğim?
Geçmişine kazınmış bunlar, nasıl sileceğim?"
Dedim: "Unut tüm bildiklerini, sil geçmişini
Yeniden doğ, kendin öğren sıfırdan her şeyini"
"Ne biliyorsun?" "Hiçbir şey!" :)
Açtı, açıldı; böcül böcül oldu gözleri
Bir çocuğun merakı gibiydi sözleri
Sordu "Bu doğuda parlayan şey nedir?"
"İki kuşaklı, kırmızı gözlü bir Dev'dir
Bugün senin doğum günün, Dev sana hediyem olsun
Parla ve hiç sönme, dolananların çok olsun!"
Tuttu o an Dev, bırakmadı Koç'un boynuzlarını
Süreği geldi sözlerimin: "Güneş'e dön yüzünü
Ve kararlı ol, tutun Yer'e, bırakma özünü
Yeryüzündeki birçok yoksun gereniyor kenede
İhtiyaçları var, uzatacağımız kanada."
O kadar sağlamdı ki ipimiz, hiç kopmadık
Döndük Güneş'e, yansıyacak ışık topladık
Yolladık ışığı Aydız'a, ancak görmedi bizi
Vedalaştık; o gitti kumsala, bense Arkadaş'a
Geldi Beklenen, kapalıydı ancak, düştü iş başa
Heyecanlıydım; yırttım naylonu, kapağı açtım
Alt üst olmuştu tüm terslikler, bir kez daha şaştım
İlk kroşe, belli ki daha çok demir kırılacak
Ötesine geçelim diye denizler yarılacak
Daldım kağıttan okyanusa, üç boyutluydu
Biri parayı buldu, birleriyse ona taptı
Bağladılar gözlerini, herkes onu kıble yaptı
Çıktı biri, sandırdı kurtarıcı emsali
Musa'nın koyunlarını toplayan Samiri misali
Dedi "Ben sizin görmediklerinizi gördüm"
Yükseldi biri, battı diğeri; oldu kördüğüm
Donakaldı gözler, çaktı şimşekler
Konuştu siyah kalpli: "Önemli olan nicelik"
"Ey mumun dibindekiler, nerde kaldı nitelik?
Hayat paylaştıkça güzel, diye yazarsınız Feys'e
Ama paylaşmak bir butondan ibarettir niyeyse
Bilgi, sevgi, mutluluk, kişilik; işte enginlik
Yıkıyorum tabuları, budur asıl zenginlik"
Mırıldaşmalar geride: "Sevgi karın doyurmuyor"
Hırslının, hırsızın paletinde mavi bir boya
Doyumsuzluklarından doyamadılar doya doya
Bu boya uyuşturucudan başka bir şey değil, dinle
Gerçek mavi gökyüzündedir, kaynaşır o da denizle
Asiyim ben, ancak doğruları ağırlıyorum
Uzağım ben, hepinizden ayrılıyorum
Açıldı ufuk, parlıyordu Büyük Kare
Uykuya daldı Ay, neşeyle, alev alev yandı
Gün ışığı... Yine yeni bir yaşama uyandı
İple çekiyorum akşamı, Gümüş Ok beni bekler
Gerer tik, salar tak; her adım isteğimi pekler
Hıza aşık ayaklarım, kalabalığı yardım
İşte gözüktü Karanfil, tam vaktinde vardım
İki Dost'un arasında iki dost
Gökçekimine uydu yüzler, tertemiz sarılış
Aylanmış özlemler çarpıştı, aylıklara çağırış
Yürümeyi yeğledi, yar etmedi kimseye beni
Kuzeyi imledi, ayakları yönetti bedeni
Sonsuzluktan ödünç alınan birkaç küçük adım
Yaşadığımız güzellikler cennetten bir tadım
Döndü birden, yoksa onlar mıydı?
Döküldü dudaklarımdan sevginin meyveleri
Şaşırtsa da okuyla, dinmedi umut gelleri
Ödüle gidiyordu dönemeç, indim basamağı
Göründü İki Çiçek, bu bir kahve kaçamağı
Gülümseşti gözlerimiz, yollar birlenince
Parladı gökkuşağı, anılar dirlenince
Mut saçtı gökyüzü, kavuştu 4 yıldız
Beklerdi her gece Kutupyıldızı'nı Morçiçek
Paylaşırdı aktan saf duygularını Alçiçek
Dillendi içtenlik, simgeler sarıldı
Kurulduk yerlerimize, kağıtlar karıldı
Özümüze özgüydük, özge ve özgür
İnsan kendisi olabildiğince olur hür
Bu bir rüyaysa bile en gerçek yeri bu olmalı
Yad-ı hatıra, yoktu sözlerimizin ucu ufku
Derken elbirliğiyle bir kez daha geldi rıfkı
Musallatım benleydi, yaşlı kırmızı dede
Dedi "Arkandayım hep, varlığım seni mutlu ede"
Bine bir daha kattık, yeni bir mutluluk karesi
Biz ki gökyüzünün en renkli, en ışıltılı ailesi
Düşündüm hep, en güzel poz doğal olan değil midir?
Niçin hep aleyhimde ilerlersin ey zaman?
Bitişi gösteren ellerin vermez hiç aman
Niçin ben hiç beceremem ki şu vedaları?
Gün mutlaka gelir, çalar ayrılık sedaları
Ölümsüzlüğü istedim, ki zaten isteten oydu
Bunun için Tanrı ruhumuza sonsuzu koydu
Dua ettim, kabul etti. Ölümsüzdüm artık
Bırakılacak gibi değildi sevginin kolları
Adımızı koydum, onla gidiyorum yolları
Patladı hayat veren kurşunun ilk do notası
Artıyordu harareti, bitiyordu son kavgası
Titreşen tellerin uyumu anlamlıyordu hayatı
İki kulaklığın ucundaydı duyguların hasatı
Güneş'ten bir parça koparanları gördüm gökte, yürürken
Sıkladım adımlarımı, parladı gözüme uydu
Saf günışığıydı yansıyan, o da aynı yola uydu
Selam yolladım ışığın ardından gidenlere
Işık yılını bir saniyede kat edenlere
Göğün aşıklarına katıldım, güçlüydü hayalleri
Ayakları yerden kesecek gibiydi emelleri
Dev'in gözcüleri, gençlik ateşinin sözcüleri
Tertemizdi yürekleri, gönülleri fethetti
Işıdı Altimuray, arkalarından methetti
Her hafta oluyordu ayrı bir göktaşı yağmuru
Paylaştıkça artıyordu, yanıyordu bilginin nuru
Evrenin dokusunu çözen Saklı Levha okuru
Buluyordu karşıtında dağ oluşturan çukuru
Hayretim kitledi gözümü, açtı kalp ağzımı
Sanırdım yedi renge iye bir tek gökkuşağı
Ufkumu açtı binbir çeşit ışıkkuşağı
Aylası halesi, yalancı güneşi, aytacı
İncecik bulutlar üşüştü mü olurlar baştacı
Cümbüşün gözleri altında birliğin dairesi
Adladım: Amatör astronomi ailesi
Pencere buğulanıyor, damlalar toprağı boyuyor
Bu armağanı ıslanarak karşılamasam olmaz
Umut bir çiçektir, onu suladığın sürece solmaz
Uğrağımdır Orman, kokusu kendisine bağlıyor
Sevinirken bir yandan, göğe baktım bulut ağlıyor
Küçülüyordu gittikçe, anbean eriyordu
Gökyaşı'yla birlikte Gökyüzü'nü de veriyordu
Konuştu dilince, gökgürültüsü sandı diğerleri
"Anı anılır, anımsıyor musun bu anı?
An anlanır, anlamlanır görüyorsan yağanı."
"Bir bun öğleni, toprak yol üzerinde dolaştım
Koştum kaçabilmek için, ucuna dek ulaştım
Dökülmüş yaprakların çıtırtılarıyla mutlandım
Kurak toprak bir damla su görür diye umutlandım"
İşte o an anladım, an ılık bir kasım sabahıydı
"Sen gelecekteki kendinin canlandırdığı bir anısın
Beyin karşılaştırma yapar ki anı tanısın
Zaman mı beynimizde yolcu yoksa sen mi zamanda yolcusun
Gör artık gör şu öykünü yazan kalemi
Olmak zorunda olduğu şekilde olan alemi"
Karlı bir mart gündüzüne ayarlandı bilincim, söylenene göre uyandım
Açtım perdemi, Güneş yerdeki karları ışıtıyordu
Soluyan sabahı erkiyle yaşatıyordu
Saf maviydi gökyüzü, ötesindeki tozlardan doğmuştum
Çırpınan bulutu kendi suyunda boğmuştum
Elimde artık anın kalemi, yazacak durmadan
Adın öyküdür, yolun roman; Altimuray, adan!
Yırtılmaz bu kağıt, kesip atabilir misin onları beyninden?
En uç gezegende belirmişti gözüme Gökyüzü
Sonsuzluktu mavi düşleri, güzel kılmıştı güzü
Umutluydum sevgimden, gönül odumda kavruldu
Ne var ki hızlı girdiği kapıdan çabuk savruldu
Dinlemedi, neydi şu özüne benzetme kaygısı?
Aynı renklerin uyumunda saklıdır tözün saygısı
Varlığım benliğimdir, elimden alınırsa ölürüm
Duygu fırtınalarında yürüyordu Gökyaşı
Avcumda parladı sudan yıldız, yakşı etti kışı
Değme soluğu kök saldı toprağıma, kazıdı yüzünü
Her bir anı ölümsüz kılmak istedi gülüşünü
Tutuluduğumda tutulmuştum, yaşama tutunmuştuk
Dala tutunmaktansa bir ağaç olmuştuk
Her şey yolunda giderken, yıkılır mı temelden?
Gelgitlerde sürükleniyordu okyanus edasıyla
Umutlar geleceğeyken şaşırttı vedasıyla
Böyleydi işte kışım, şimdiyse dirilme zamanı
Kalem elimde, ama hiç unutmuyorum Yazan'ı
Düşünceler özde: Herkes ait olduğu yerdeydi
Ne olursa olsun gösterdiğim çabalara değdi
Aradım Erendiz'i: "Hadi uzaya çıkıyoruz"
Biddicikti Güneş uzayın kapkara deseninde
Meraklı Erendiz, kulağı benim sesimde
Dedim "Bugün senle bilardo oynayacağız
Bir vuruşla gezegeni evrene yayacağız"
Dizilmişlerdi art arda İlkinci, Çolpan, Yer, Kızıldız
Arkalarında da Dev, Halkalı, Tekerlek, Mavindiz
Aldı ıstakayı Erendiz, vurdu İlkinci'ye
Dağıldı ihtişam, her biri ayrı yerlere gitti
Uyumlandılar; kimi birbirini çekti, kimi itti
Pasparladı Kızıldız, oturdu karşıkonumuna
Batıda Dev'le Çolpan, geldi en yakın durumuna
Denizi depreşti Erendiz'in, kumsal kokuyordu
Kamaşan ikili, gözlerimi görkem dokuyordu
Daha da uzağa gittik "bilinen en büyük"e
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder