7 Şubat 2012 Salı

Bengi ∞

Nefesin sahibinden bir nefes daha ödünç aldım. Günün taneleri karışırken tünün saçaklarına, bir kez daha yaşamaya uyandım. Yüzümde çarpışan damlalar duruluğu betimledi, sıcaklığın çekiciliğine asi olan aşkı alevledi. Ne garip; tadı, kokusu, rengi olmayan muhteşemliğe muhtacım. Evrenin senaryosunu taşıyorum içimde, cennetten kovuldum da şeytanların arasında doğdum. Nasıl oldu da bir anda kendimi burda buldum? Öncenin olmayan öncesi hakkında hiçbir bilgim yok. Soluk doğan bir çiçektim anbean doğruldum. Hiçbir zaman dışına çıkamadığım şimdinin içerisinde sürüklendiğimi gördüm. Her bir yükseliş bir önceki zirvemi küçük gördürür, an(ı)lar üst üste binerek kendisini bir ağ gibi ördürür. Zaman tazeyle solanın karşılaştırılmasından başka bir şey değildir. Kimimiz anı ağaçlara kazır da bilinmezlikten doğan gelecekte, taze kalabilmiş geçmişlerini görmek ister. Şimdinin öğütçüsü geçmiştir, kılavuzuysa gelecektir. Anı tek başına düşünemeyiz, destekleriyle ayakta durur; ancak onları yük edip de ezdirmemeliyiz yaşanmakta olanı. Kaygıya bulanmış yaşamlar, kirli yapraklar döker ayak izlerine. Oysa her şeyin ilacı yağmur olur da yıkar tozu toprağı. Anlık duygular rehber olur adımlara, bir durum meydana getirir. Durum kalsa da duyguların kokusu terk eder sindiği yerleri, durmaksızın yağan yağmurlarla. Anılar kaygı taşımadığından güzeldir işte, silinir olumsuzluklar da gülümsenerek hatırlanır hep. Anın anahtarı ona hakkını vermektedir.














Okun kollarına bıraktığım inzivamda durulanıyorum. Arındıran rüzgarları hırpalıyorum; biliyorum sen hayatsın, ölümümle yok olacak ölümsün. Uyumsuzluğun anlamısın belki de. Mükemmelliğin peşinde ruhum, burda bir yabancı gibiyim sanki. Solmaya yüz tutan mavilikte içimdeki yeşillikle sırıtan benim. Renklerim zenginliktir, her biri birbirinden göz alıcı... Ne çatışmayı severim, ne benzeşmeyi; uyuşmamızdır bizi parlatan. Merdivenlerde binlerce basamak eskitmiş yolcularız hepimiz, her nefesten ayrı bir hikaye doğar; duyduğunda her soluğumu çıkarsın benle gizler labirentine, yaslandığında kalbime ecelin adımlarını hissedersin; ama yaşlanmazsın da yaşarsın hep içimde. Gözlerinde sevgiye olan aşkın parlar, sözlerinde ışır düşlerine dalıp da sarıldığın bembeyaz karlar. 8 olursun yatarsın, soğuk soluğunu karıştırırsın beyaz sise. Bengiliğin simgesi farkındadır arada bir göz kırpan mavi göğün sisleri dağıtacağından. Uyu tertemiz çocuğum, alev alev yanacak günışığı. Günbegün ufalanan Ay tutulacak bir gün de Dolun olacak. Dev doğar dağların ardından, Çolpan gülümser zifiri yırtarcasına. Yazdan kalma esintiler okşar çıplak teni, yeşil çınarın hışırtıları karşılar ağaran tanı. Dumaneli'nin siyahı işlemez kalbime, ruhun fidanı yüreğimde. Umutu diri tutan odur, bin kez denediğim kapılara binbirinci gidişimdeki sevincimin tözüdür. Özümün özüdür, göğün yüzüdür, çiçeğin yazıdır. Doğanın tozudur, doğalın rengidir. Bengi Yurt'un yansımasıdır yeşil dallara tutunan sihirli değnekler. Tanrı'nın fırçası her gün farklı bir giysiyle bezerken göğü, yazın kahverengi kışın bembeyaz kılarken eteklerini; yine 8 olup uzanırım da arınırım korkularımdan, ölüm olurum hep var olurum ve gözlerimi açmayı beklerim en derin ve en gerçek rüyanın kollarında ait olduğum yere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder