12 Ekim 2011 Çarşamba

Güz Çiçeği

Kasvetli bulutlar çevreledi yine gökyüzünü, çiselemeye başladı yağmur. Bir kez daha ağlıyor Nimbostratus. Güneş'i söndüren koyu gri pamukların berrak suyuyla hayat buluyorum. Kuraklığa terk edilmiş ağaçlar kana kana içiyor yaşam moleküllerini kardeşçe, titreşip kabaran toprakla birlikte. Damlalar sekiyor Güz Çiçeği'nden, saçılıyor kusursuz bir simetriyle; yaprakları salınıyor ağır ağır, bir aşağı... bir yukarı... Kapıyorum gözlerimi, koşuyorum hiçbir yere doğru. Gözkapaklarımı okşayan damlalar gösteriyor yolumu, her bir adımda daha duru hissediyorum kendimi. Ve tuttu suyu yağmur meleği, emdi suyu yeryüzü. Zil çaldı oyunun en güzel yerinde. Durdum... Açtığımda gözlerimi, su birikintisinden yansıyordu Güz Çiçeği. Ufak bir çakıl taşını sektiriyorum birikintiden, 1... 2... Dalgaların girişiminde dans ediyorsun, hoş bir süzülüş beliriyor her bir düğüm noktasında. Güneş gösteriyor kendisini açılmaya meyleden bulutların arasından. Kalbimden yansıyor ışınları, gördüğün gökkuşağı duygularımın portresinden başka bir şey değil... Yağmuru osmozla kucaklamış toprak gibi kokuyor topraktan bedenin... Uzanıyorum, yeşilin en güzel haline kavuşmuş Fizik Çimleri'ne. Çiçek... Gel yanıma uzan, her şeyin unutulduğu; ancak gerçeğin bulunduğu anda... Kuşlar kesti cıvıltılarını, yalnızca nefesini duyabilmem için... Nedensiz bir gözyaşı boşalıyor gözlerimden, yansıdığın suya karışıyor, saçlarım kapatıyor yüzümü böyle görme beni diye... Şimdi daha temiz hissediyorum kendimi. Uzun, siyah yapraklarının arasından masumiyet dolu yüzünü arıyorum. Rüzgar açığa çıkarırken gülümseyen gözlerini, gözbebeğinden yansıyan kendimi görüyorum. Güz Çiçeği, güzelliğini benden alıyorsun sen... Ve bu sessizliğin sesi büyük bir gürültüyle yarıldı. Şimşekler bulutlar arasında sek sek oynarken, çılgın atan dolular beyaza boyadı Kütüphane'nin arkasını. Bu kez sen de koşuyorsun benimle; rüzgarla çarpışan saçlarımız ıslakken, tıpkı yaşamak gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder