5 Ağustos 2010 Perşembe

Uçurum

Kısa çöple çekilmiş buzlu bir ölüm... Yaşamak ölmek içinse niye yaşıyoruz? "Nasıl olsa geceleyin bozulacak, niçin topluyoruz ki?" der gibi; ama yine de toplarız yine de. Doğarken taktım ölüm maskemi, kimsenin görmediği, kimseden gizlenemediğim. Ve soluk görüşüm yavaşça belirginleşti. Herkes duydu majör kahkalarımı, minör hüzünlerimi, adisyon 2 gözyaşlarımı. Tüm anılarım tek bir anda birleşti. Meydan okuyorum gecenin uyku dalgalarına. Yoldaşım yok bu ılık inzivada. Ay doğumunu bekliyorum. Altın sarısı bir ayça, küçülen... Ve karışıyor duygularım birbirine. Savaşıyorum artık. Göz yumacak değilim bu özyıkıma. Savruluyor saçlarım tereddütle uçurum rüzgârında. Toprak yolların tozu arkamda. Bir seçim var önümde. Bana uzanan elleri tuttum. Bir binanın yapımı yıllar sürer, yıkmaksa birkaç saniye. İşte yaşamayı seçtim ben. Alacakaranlığı pas geçtim, atladım geceye. Kalbimin sesi oldu arpejler. Ve desteklerle çıktım o mucizelere. Bu doğan Güneş, evet... Yalanlarıyla katlettiler dünyalarını. Yaşamlarını hiçe sayanların solan ölümü oldu bu. Açılışı ile kapandı bu hikaye. Görmeye dayanamıyorum. Kurtuluş Krallığı, götüremez misin beni evine?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder