Bu kez yükseklerde yalpalanıyorum, arınmışım yeryüzünün çamurlu toprağından, her umutsuzluğumda silkeliyorum çamurları vücudumdan, git gide daha da hafifliyorum sanki. Cehennem çukurunda ne de soluktu zenit, şimdi yıldızların yüzdüğü gökyüzünde uçuyorum masmavi. İçimi açıyor rengi, havası kafa dengi, çekiyorum ciğerlerime soğuğu, bağışlıyorum geri sıcacık soluğu. Bulutlar da apak, tül gibi saçılmış gelişigüzel, sahi ne zamandır kafamı kaldırıp bakmıyordum güzel güzel. Meyvelerini aldım devrimimin, pek sarp bir patikasındaydım evrimin. Egomu okşayan yıllar, artık tırnaklarını geçirmeye çalışmıştı bedenime. Kendimi direttikçe doğama, daha çok zarar vermişti eğnime. Kendimi dikte mi etmeliydim yoksa uzlaşmalı mıydım yaşamın akışıyla? Yatağını bulamamış bir ırmak doludizgin saldırır etrafına, kendinden olmayanı boğar, dalgasız bırakmaz üzerinde olanları da. Aşındıra aşındıra buldum yatağımı, artık güvenli buralar yüzebilirsin rahatça, görülüyor neşen parlayan gözlerinde, güvenini hissettirdiğin sözlerinde. Gururla bakıyorum inşa ettiğim heykele, yükselttim binbir zelzelenin ortasında. İnsanlık adına küçük olsa da bir insan için bir arşınlık adımdır ya bazı şeyler, ben dün gece bunu gördüm terlemiş parmaklarımın eserinde. Süzülüyorum, soğuk esintiler yalıyor yüzümü, hızım yaşartıyor gözümü, kırpıyorum onu ve armağan ediyorum toprağın hediyesine. Umarım okyanusa düşer bir damla, küçük de olsa yayılır dalga dalga. Dünya paletinde bana da ayırın bir fırça, katılayım ben de gökkuşağına, cennete inşa olsun merdivenler, ben yokken bir kişi eksiksiniz unutmayın asla. Böyleydi yüksek irtifalardaki manzara, sen de bilirsin onların senle anlamlanacağını, ayır gözlerini kum tanelerinden ve uç yanımda.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder